Bir düşünün; eğer beyninizin %100'ünü kullanabilseydiniz neler yapardınız? Zihin gücüyle nesneleri hareket ettirmek, yeni bir dili bir s...
Bir düşünün; eğer beyninizin %100'ünü kullanabilseydiniz neler yapardınız? Zihin gücüyle nesneleri hareket ettirmek, yeni bir dili bir saatte öğrenmek ya da Lucy filmindeki gibi zamanı bükmek... Kulağa harika geliyor değil mi?
Yıllardır bize söylenen, filmlere konu olan, kişisel gelişim kitaplarında satılan o meşhur bilgi şudur: "İnsanoğlu beyninin sadece %10'unu kullanır, geri kalanı uykudadır."
Üzgünüz ama size bir iyi, bir de kötü haberimiz var. Kötü haber: Bu koca bir yalan. İyi haber: Zaten beyninizin tamamını kullanıyorsunuz!
Gelin, bu efsanenin nasıl doğduğuna ve bilimin gerçekte ne dediğine detaylıca bakalım.
Efsane Nerede ve Nasıl Başladı?
Bu yanlış bilginin kökeni tam olarak net olmasa da, 19. yüzyılın sonlarına ve 20. yüzyılın başlarına dayanıyor.
William James'in Sözleri: Ünlü psikolog William James, insanların zihinsel potansiyellerinin sadece küçük bir kısmını kullandığını söylemişti. Ancak James burada "fiziksel beyin dokusundan" değil, "zihinsel potansiyelden" bahsediyordu. Zamanla bu söz, kulaktan kulağa yayılarak "beyin dokusunun %10'u" şekline dönüştü.
Einstein Söylentisi: Bir şehir efsanesine göre Albert Einstein, zekasını neye borçlu olduğu sorulduğunda beyninin %10'undan fazlasını kullandığını ima etmiştir. Ancak tarihçiler, Einstein'ın böyle bir sözüne dair hiçbir kayıt bulamamıştır.
Sessiz Bölgeler: Eski dönem beyin araştırmalarında, beynin belirli bölgelerine elektrik verildiğinde vücutta bir hareket görülmüyordu. Bilim insanları bu bölgelere "sessiz bölgeler" adını verdi ve işlevsiz sandı. Oysa bu bölgeler, dil, mantık ve karmaşık düşünme gibi hayati işlevleri yönetiyordu.
Bilim Ne Diyor? "Işıklar Hep Açık"
Günümüz teknolojisi, bu efsaneyi paramparça ediyor. İşte beynin tamamını kullandığımızın bilimsel kanıtları:
1. Beyin Görüntüleme (fMRI ve PET): Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI) cihazlarıyla beyni incelediğimizde, en basit işlemde bile (örneğin parmağınızı şıklatmak veya bir elma düşünmek) beynin neredeyse tamamının aktif olduğunu görüyoruz. Beyinde, zarar görmediği sürece "karanlıkta kalan" veya "çalışmayan" atıl bir bölge yoktur.
2. Evrimsel Mantık (Tasarruf Yasası): Beyin, vücut ağırlığımızın sadece %2'sini oluşturmasına rağmen, tükettiğimiz oksijenin ve enerjinin %20'sini harcar. Evrimsel biyolojiye göre, vücut bu kadar pahalı bir organı besleyip, sonra da onun %90'ını "boş tutmaz". Eğer %90'ı gereksiz olsaydı, evrim sürecinde beynimiz küçülürdü.
3. Beyin Hasarları: Eğer %10 efsanesi doğru olsaydı, beynimizin %90'ına aldığımız darbelerin hiçbir etkisi olmaması gerekirdi. Oysa beyinde meydana gelen çok küçük bir hasar bile (felç, travma vb.) konuşma, hareket veya hafıza yeteneğimizi tamamen kaybetmemize neden olabiliyor. Kullanılmayan bir bölge olsaydı, oraya gelen hasar bizi etkilemezdi.
Neden Bu Yalana İnanmayı Seviyoruz?
Cevap çok insani: Umut.
Beynimizin sadece %10'unu kullandığımıza inanmak bize, içimizde henüz keşfedilmemiş devasa bir potansiyel olduğunu hissettirir. "Başarısızım çünkü potansiyelimi kullanmıyorum" demek, "Elimden gelenin en iyisi bu" demekten daha rahatlatıcıdır.
Sonuç
Siz, şu an bu yazıyı okurken bile beyninizin görme merkeziniz, dil işleme merkeziniz, hafıza merkeziniz ve motor korteksiniz aynı anda çalışıyor.
Beyninizin %100'ü size ait ve hepsi çalışıyor. Sorun "ne kadarını" kullandığınız değil, onu "nasıl" ve "ne için" kullandığınızdır. Potansiyeliniz gizli bir odada kilitli değil, onu geliştirmeniz için sizi bekliyor.


YORUMLAR