24 Mart 2018 Cumartesi

Dünyanın En Hızlı Kuşu

Dünyanın en hızlı uçan kuşu gökdoğandır. Bu kuş Aynı zamanda hayvanlar aleminin en hızlısıdır. Havada yatay hızı saatte 180 kilometreye kadar çıkabilir. Avlanırken dalış hızı ise saatte 320 kilometreye kadar çıkabilir. 2005 yapılan bir ölçümde hızı saatte 389 kilometreye ulaşmış bir gökdoğan kaydedilmiştir.


Tundralardan tropik iklime kadar her iklimde yaşayabilir. Yeryüzünde yaşamalanı çok geniş olan gökdoğan, ülkemizde de yaşamaktadır. Daha çok küçük kuşlarla beslenir.


Gökdoğan, doğangiller familyasındandır ve gündüz yırtıcı bir kuş türüdür. Büyük bir kuş olan gökdoğanın sırtı kül grisi, başı kara ve alt kısımları beyaz üzerine çubukludur. Gökdoğan hızıyla tanınır; avına doğru yaptığı kendine özgü dalış sırasında maksimum hızının anlık olarak saatte 360 km.’nin üzerine çıkabildiği tahmin edilmektedir. Bu hız gökdoğanı hayvanlar aleminin en hızlı türü yapmaktadır.

En Büyük Zooloji Müzesi

Londra'daki Zooloji ve Karşılaştırmalı Anatomi Grant Müzesi'nde 67,000 hayvanın iskeleti ve dondurulmuş hali bulunuyor. Binlerce hayvan iskeletinin bulunduğu bu müze için, dünyanın en ürkütücü müzelerinden biri desek yanlış olmaz.


Dünya’nın en geniş zooloji müzesi ilk olarak 1828’ de profesör Robert Edmond Grant tarafından kurulmuştur. Zaman içerisinde bulunan yeni tür hayvan fosilleri ve iskeletleri burada toplanmaya başladı. Müzenin koleksiyonu devamlı artınca bugün itibariyle 67,000 hayvanın sergilendiği dev bir müzeye dönüşmüştür.


Zooloji ve Karşılaştırmalı Anatomi Grant Müzesi'nde sadece yaşayan günümüzün canlıları bulunmuyor ama soyları tükenen çok sayıdaki havyanın iskeletleri burada itinayla saklanıyor.

Hafta içi her gün  saat 13-00 17-00 arasında halka açık olan müzeye binlerce ziyaretçi geliyor.

23 Mart 2018 Cuma

Süper Org; Eigenharp


Eigenharp ismindeki bu yeni bir müzik aleti müzisyenlere teknolojinin nimetlerini ulaştırıyor. John Lambert tarafından geliştirilen ve Britanya'nın Devon firması tarafından satılan bu alet bildiğimiz orgların bir kaç sürüm ilerisi durumdadır. Nefesle kontrol edilebilmesinin yanısıra tuşlarla da çeşitli seslerin çıkarılabiliyor. Videoyu özellikle 1. dakika itibari ile izlemenizi tavsiye ederim.

Labradorit Taşı - Spektrolit

Labrador sahillerinden (Kanada) çıkarılması sebebiyle Labradorit ismini alan bu göz kamaştırıcı güzellikteki taş, magmatik kayaçlarda oluşmaktadır. İlk olarak 1770 yılında rastlanmıştır. Çek misyoner Pater ADOLF tarafından Labrador adasında bulunmuştur. 1970 yılında da ülkemizde trakya bölgesinde rastlanmıştır.


Genel anlamıyla donuk, koyu görünümlü bir mineraldir, ancak yanardönerlik özelliğine sahiptir. Hareket ettirilerek bakıldığında yüzeyi kızarır. Dilimler halinde renkler belirir, zira ışığı kırar. Renkleri oynaktır.

Işığın yansımasıyla mavi, mor, yeşil, arada bir portakal ve sarı renkler yanıp söner. Böylelikle kendini belli eder. Az bulunur bazı örneklerinde renkler eş zamanlı olarak belirir. Narin ve kırılgandır. Siyahımsı Ay taşı formundadır. Siyah rengi bol olanlara Spektrolit adı verilir. Beyaz, gri, açık mavi, açık yeşil, solgun portakal-kırmızı, siyah, ayrıca güçlü şekilde mor, mavi ve yeşil yansımalar yayar.


Yararları;
-Antioksidan özellik taşır, bedeni toksinlerden temizler ve erken yaşlanmayı önler.
-Sindirim sistemini destekler, özellikle mideyle ilgili düzensizlikleri giderir.
-Gözün görme yeteneğini artırır. Görüş açısını genişletir, görüşü keskinleştirir, güçlendirir.
-Metabolizmayı / Hücre emilimini dengeler. Hücrelerin gerekli besinleri dengeli bir şekilde ayrıştırmasını ve vücuda aktarmasını sağlar. Böylece ideal kiloya kavuşulmasına yardım eder.


-Gut hastalığının tedavisi için yararlıdır. Bunun için ayak bilekliği kullanmak veya içerisinde bu taşın bulunduğu suyun içinde ayakları bekletmek faydalı olur.
-Romatizma hastalığının tedavisi ve ağrılarının giderilmesi için yararlıdır.
-Eklem hastalıklarının tedavisi ve ağrılarının giderilmesi için yararlıdır. Eklem yakınında bandajla kullanılabilir.
-Baş, alın veya yanaklardaki üşümeye ve soğuk algınlığına karşı yararlıdır.
-Grip tedavisinde yararlıdır.

Renkleri Nasıl Algılarız ?


Renkler farklı dalga boylarındaki ışık dalgalarının gözlerimize yansıması ve beynimizin bu yansımayı çeşitli şekilde yorumlamasıdır. İnsanoğlu, gözünün içerisinde yer alan cone adı verilen hassas hücreler aracılığı ile yüzlerce farklı dalga boyundaki ışık dalgalarını bir renk şeridi şeklinde ayırt edebilir. Bu donanım ve bu donanımın sağladığı kabiliyet hayatı renkler içerisinde algılamamızı sağlar. Her canlı bu ışık dalgalarını farklı algılayabilir. Hatta renk kavramı hakkında çeşitli felsefik yaklaşımlar mevcuttur.


Örneğin bir güvercinin algılayabildiği renk skalası insanlara ve diğer canlılara oranla çok daha geniştir ve bu kanıtlanmış bir gerçektir. Bunun nedeni ise güvercinin gözlerinde diğer canlıların gözlerine oranla çok daha fazla renk reseptörü yer almasıdır. Bir diğer yandan insanlara oranla çok daha sınırlı renk algılayan canlı türleri de mevcut. Hatta neredeyse her canlı türünün bu ışık dalgalarını algılaması farklıdır.

Bugün Günlerden Hangisi ?

Önce soruyu dikkatlice okuyun;

Bir kabilede kadınlar Pazartesi, Salı, çarsamba günleri, Erkekler ise Perşembe, Cuma, Cumartesi günleri yalan söylemekteler, diger günlerde ise doğruyu söylemektelermiş. Şimdi;


Kadın: Dün ben yalan söylüyordum,dediğinde
Erkek: Ben de,diye yanıt vermiş.
Soru: Evet işte sorunuz ''Bugün günlerden nedir?''
Not: Bu soru Akıl Oyunları Şampiyonası 2006 Eleme Sınav Sorusudur.

Başarılar diliyorum...

Cevap bu sayfanın sonunda ;)

Meyve Çürümesi

Meyveler çürürken kendi rengini kaybedip kahverengini alıyor. Peki Neden? Bu durum, meyvenin hücrelerinde yaşanan kimyasal tepkimeden kaynaklanıyor. Meyvelerdeki renk değişimi ve kararmalar polifenoloksidaz enzimlerinden kaynaklanıyor. Bu ilginç enzimler, meyvelerde bulunan fenol bileşiklerin oksitlenmesine neden oluyor ve kahverengi lekeler beliriyor.


Meyvenin hücre yapısı bir bütün olarak korunduğunda, enzim ve fenoller birbirinden ayrı duruyor. Ancak meyve dilimlendiğinde, çürüdüğünde ya da zamanla bozulduğunda, meyvenin hücre duvarları yıkılıyor ve kimyasal karışma başlıyor. Meyvenin yüzeyindeki bu bozulma, oksijenin diğer organik bileşenlerle temasına yol açıyor. Meyvelerin çoğu kahverengiye dönüşerek oksitleniyor. Ancak limon ve turunçgiller enteresandır ki kahverengiye dönmüyor, çünkü içerdikleri sitrik asit nedeniyle oksitlenme renksiz gerçekleşiyor.